Turizm Otelcilik sektöründe, geriden beri süre gelen faaliyetlerimizde belli ilkelerle, siz değerli konuklarımıza hizmeti sunarken sektöre, yeni ve farklı bir hizmet çizgisi getirmiştik. Otelimize gelen yerli ve yabancı siz değerli konuklarımıza ...
Şanlıurfa Hakkında
Müze Şehir Şanlıurfa
Kültür ve medeniyetin Dünya'ya yayıldığı bölge olarak bilinen ve
arkeoloji
literatüründe "Bereketli Hilal" olarak adlandırılan topraklar üzerinde
13.500 yıldan beri iskân edilen Şanlıurfa, dünyanın en eski şehridir.
Ayrıca, 11.500 yıl öncesine ait dünyanın en eski tapınaklarının yer aldığı,
ilk yerleşimin ve ilk tarımın yapıldığı "Uygarlıklar Şehri"dir. Çok tanrılı
Pagan ve Sabii
inançlarına ait
mabetlerin bulunduğu, İbrahim Peygamber'in
doğduğu, Musa Peygamber, Şuayb Peygamber, Yakup Peygamber, Eyyüp Peygamber
ve Elyesa' Peygamber'in yaşadığı, İsa Peygamber'in kutsadığı, "Peygamberler
Şehri"dir. Harran, Şuayb Şehri, Soğmatar, Göbeklitepe gibi ören yerleriyle; birer saray güzelliğindeki tarihi evleriyle, sokaklarıyla, hanlarıyla, hamamlarıyla, camileriyle, çeşmeleriyle, köprüleriyle, kapalı çarşılarıyla ve geleneksel el sanatlarıyla adeta bir açık hava müzesi görünümü verdiğinden "MÜZE ŞEHİR" olarak da tanınmaktadır. Tarihi çarşıları, lezzetli yemek çeşitleri, müziği ve sıra geceleri ise insana tarihin içinde yolculuk yaptırıyor adeta...
Şanlıurfa; Güneydoğu Anadolu Projesi'nin (GAP) tarım ve sanayi merkezi olarak bundan böyle, Atatürk Barajı'nın suladığı ovalardan elde ettiği ürünlerle Hz. İbrahim'in bereketini dünyaya yayacaktır
Coğrafi Yapı
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan Şanlıurfa, 18.584 kilometrekare
yüzölçümü ile ülkemizin % 3'ünü oluşturmaktadır. İl merkezinin rakımı 518
metredir. Arazinin % 60.4'ü dalgalı, % 22'si dağlık, % 16.3'ü ova, % 1.3'ü
yayla karakterine sahiptir. İlin kuzeyinde dağ ve tepeler yer alır. Halfeti,
Bozova, Hilvan Ovaları kuzeyde; Harran, Suruç ve Viranşehir ovaları ilin
güneyinde yer almaktadır. Gaziantep, Adıyaman, Diyarbakır, Mardin ile komşu
olan Şanlıurfa güneyde ise Suriye ile komşudur.
Karacadağ, Tektek Dağları, Takırtukur Dağları, Susuz Dağları,
Germuş
Dağları, Nemrut Dağları, Şebeke Dağları, Arat Dağı, Cudi Dağı, Kaşmer
Dağları, Molla Ömer Dağı, Kalkan Dağı başlıca dağlardır. Şehir merkezinin
etrafındaki dağlarda çok sayıda mağara ve sarnıç bulunmaktadır. İlin en
önemli akarsuyu Fırat Nehri'dir. Şanlıurfa il sınırları içerisinde Fırat
Nehri üzerinde Atatürk Barajı, Birecik Barajı ile Kargamış Barajı ve aynı
isimlerle göller bulunmaktadır. Yazları çok kurak ve sıcak, kışları bol yağışlı ve ılık bir iklime sahiptir. Bitki örtüsü bakımından oldukça fakirdir. Akarsu boylarında ağaç toplulukları görülür. Baraj havzalarında ağaçlandırma çalışmaları yapılmaktadır.
Tarihi Urfa Evleri
Urfa evlerinin biçimlenmesinde iklimin, inanç ve sosyal hayatın
önemli
ölçüde etkisi olmuştur. 180 civarında tescilli tarihi ev bulunmaktadır. Bu
evler haremlik-selamlık bölümlü, yazlık ve kışlık eyvanlı, hayatlı (avlulu)
bir plana sahip ve zengin taş süslemeleriyle birer saray gibidir. Kalın
duvarlı ve tonoz örtülü toprak damların kullanılmasıyla yazın gölgede 45-47
dereceye kadar varan sıcaklık bu evlerin içinde büyük ölçüde azalır. Son
yıllarda geleneksel Urfa evlerinin güzel örnekleri restore edilerek
konukevi, restoran, kültür evi ve Güzel Sanatlar Galerisi olarak
kullanılmaktadır. Şanlıurfa'da görülebilecek tarihi evler; Şanlıurfa Valiliği Konukevi (Küçük Hacı Mustafa Hacıkamiloğlu Konağı), Harran Üniversitesi Kültür Evi (Akçarlar Evi), Tenekeciler Evi, Çardaklı Köşk (Yusufoğlu Evi), Sayganlar Evi (Taziye Evi), Sakıp'ın Köşkü, ŞURKAV Kültür Merkezi (Mehmet Bağmancı Evi), Narlı Ev, TBMM Kültür Evi (Şahap Bakır Evi), Akyüzler Evi, Yıldız Sarayı Konukevi (Çubukçular Evi), Pınarbaşı Konukevi (Halil Hafız Kürkçüoğlu Evi), Gülizar Konukevi, Devlet Güzel Sanatlar Galerisi (Hacı Hafızlar Evi), Eczacılar Konukevi (Mehmet Uslusoy Evi), Beyzade Konukevi, Kürkçüzade Mahmut Nedim Efendi Konağı'dır.
Tarihi Hamamlar
Her biri birer tarih abidesi olan Şanlıurfa'daki tarihi Osmanlı hamamlarının başlıcaları Veli Beg Hamamı, Şaban Hamamı, Cincıklı Hamam, Vezir Hamamı, Serçe Hamamı, Sultan Hamamı'dır. Hamamlar gece ve sabahtan öğlene kadar erkeklere, öğleden sonra ise bayanlara hizmet verir. Tarihi hamamların giriş bölümünde ortada fıskiyeli bir havuz ve çevresinde "taht" denilen ahşap sedirler ve soyunma odaları bulunur. Yıkanma bölümünde ise ortada göbek taşı ve etrafında kurnalar yer alır.
Kadınlar; "doğdu hamamı", "gelin hamamı", "bayram hamamı", gibi vesilelerle toplu olarak hamama giderler. Böyle günlerde hamamda çiğköfte yapılır, meyve, hedik ve çerez götürülür. Erkeklerin ise "güvegi (damat) hamamı" ve "bayram hamamı" gibi, akraba ve arkadaş grupları ile toplu gittikleri günler vardır. Bu gelenekler günümüzde kısmen yaşamaktadır.
Ekonomik Yapı
Fırat ve Dicle arasında dünyanın en verimli ovalarının yer aldığı bir bölgede bulunan Şanlıurfa'nın ekonomisi tarıma dayalıdır. İlin toplam yüzölçümü olan 1.858.400 hektar alanın, 1.201.844 hektarı tarıma elverişlidir. Bu da İl topraklarının % 63'ü kapsamaktadır.
GAP ile sulanacak toplam 1.700.000 hektar alanın 700.000 hektarı Şanlıurfa sınırları içindedir. Halen Şanlıurfa'da 325.424 hektar alan sulanmaktadır.
Tarımda; buğday, mercimek, arpa, nohut, susam, pamuk, mısır, fıstık, üzüm ve sebze yetiştirilmektedir. Yıllık pamuk üretimi 800.000 tona yakındır. Seracılıkta da önemli gelişmeler görülmektedir.
İlin ekonomisinde önemli yer tutan hayvancılık küçük aile işletmelerinde yapılmaktadır.
1943 yılından beri faaliyet gösteren Ceylanpınar Tarım İşletmesi'nde bölge çiftçisine kaliteli tohum, fide, fidan ve damızlık temin edilmektedir.
İldeki sanayi kuruluşlarının sayısı 340 civarındadır. 1. Oganize Sanayi Bölgesinde 142 müteşebbis yatırım yapmıştır. Çok sayıdaki müteşebbis 2. organize sanayi için beklemektedir.
Efsanelerle Hakikat İç İçe
Şanlıurfa tarihi, şehrin geçmişindeki efsanevi olayların esintileriyle halk dilinde şekillenir. Efsaneler halk arasında, yüzyıllardır tarih bilgisi gibi anlatılarak günümüze kadar gelmiştir. Bu arada, Urfa'da yaşadığına inanılan peygamberlerin hayatlarından bazı kesitler de efsanelere konu olmuştur.
Âdem İle Havva ve Harran Ovası Efsanesi
Efsaneye göre Âdem'le Havva'nın Cennet'ten çıkıp geldikleri yerdir Harran Ovası ve Göbeklitepe. Âdem'le Havva bir cennet köşesi gibi renk renk çiçeklerin yer aldığı ovanın bu güzelliğine inanamazlar. Bunca güzelliğin arasında ilk dikkatlerini çeken bir tek ağacın olmayışıdır. Âdem, Cennet'ten gelirken bir nar bir de gül dalı getirmiştir yanında... Ovanın ortasına diker ikisini de... Hemen büyüyüveren nar al çiçekler açar, gül ise beyaz.
Bir süre sonra karınları acıkır. Havva avucunu açar, içinde Cennet'ten getirdiği bir buğday tanesi vardır. Umutla koyulurlar işe... Âdem, gül ağacından bir saban yapar. Sabana da kendini koşar. Ancak öylesi yorucu bir iştir ki dermanı kalmaz. O anda bir öküz belirir yanlarında "Beni koşun" der gibi boynunu uzatır.
İşte inanışa göre insanın ilk ayak bastığı, sabanın ilk kullanıldığı, öküzün ilk kez çifte koşulduğu yerdir Harran Ovası... Bu yörede buğday'ın, gül'ün ve nar'ın kutsallığı da cennet'ten gelmiş olmalarındandır...
Hz. İbrahim ve Balıklıgöl Efsanesi
Nemrut,
zulmü ile çevresine korku ve dehşet saçan bir hükümdardır. Bir gece gördüğü
rüyada doğacak çocuklardan birinin kendisini öldüreceğini öğrenir. O yıl
doğacak bütün çocukların öldürülmesini emreder. Nemrut'un askerleri emri
uygulamaya başlar. Sara, kaçarak bir mağaraya gizlenir. İbrahim'i mağarada
doğurur ve burada bırakıp evine döner. Çocuğu bir dişi ceylan emzirir.
Aradan zaman geçer, askerler İbrahim'i 7 yaşında mağarada bulurlar.
Nemrut'un huzuruna getirirler. Çocuğu olmayan Nemrut İbrahim'den hoşlanır ve
yanına alıp büyütür.İbrahim, Nemrut'un zulmünü, haksızlığını ve putlara tapışını, halkın da putlara tapmaya zorlandığını görür. İnsanların kendi elleriyle yaptıkları bu putların tanrı olamayacağını halka anlatmaya başlar. Bir gün İbrahim, sarayın putlar bölümüne girerek balta ile bütün putları parçalar. Öfkelenen Nemrut, İbrahim'in ateşe atılarak cezalandırılmasını emreder.
Her taraftan toplanan odunlar, bugünkü Halil-ür Rahman Gölü'nün bulunduğu yere yığılır, ateş yakılır ve bugünkü kalenin bulunduğu tepenin üzerinden Hz. İbrahim mancınıklarla ateşe fırlatılır. Allah tarafından ateşe "Ey ateş İbrahim'e karşı serin ve selamet ol" emri verilince ateş su, odunlar da balık olur. Hz.İbrahim'in ateşe düştüğü yer bir göl ve gül bahçesine dönüşür. Bu göle daha sonra "Halil-ür Rahman Gölü" adı verilir. Hz. İbrahim'in ardından kendisini ateşe atan Nemrut'un kızı Zeliha'nın düştüğü yerde ise "Aynzeliha Gölü" oluşur. Kentin dini karakterinin simgesi olan bu göller ve içindeki balıklar kutsal sayılmaktadır.
Çiğköfte Efsanesi
Urfa
sofralarının vazgeçilmez yemeği Çiğköfte'nin geçmişi de efsanevi bir şekilde
Hz.İbrahim devrine kadar uzanır. Efsaneye göre Nemrud, Hz. İbrahim'i ateşe
atmak için şehirdeki yakacakları toplayıp ateş yakmayı yasaklar. Bir avcı
vurduğu ceylanı evine getirir. Avcının hanımı ceylan etinden bir parçayı
taşın üzerinde döverek ezer. Sonra dövülmüş et, bulgur ve isottan oluşan
karışımla bugünkü çiğköftenin ilkel şeklini hazırlar. Ceylan etinin
pişirilmeden, sadece dövülmesiyle hazırlanan bu çiğköfteyi kocası çok
beğenir. Çiğköfte günümüze kadar sevilerek gelmiştir.







